DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Dijital dönüşüm, toplumsal ve sektörel ihtiyaçlara
dijital teknolojilerin entegrasyonuyla çözüm bulmanın ve buna bağlı olarak iş
akışlarının ve kültürün gelişmesi ve değişmesi sürecini tanımlayan bir
kavramdır.
Yaratıcılığı ve inovasyonu merkeze alan dijital
dönüşüm, geleneksel metodlardan daha verimli sonuçlar elde etmek için ortaya
çıkmıştır.
Tarihçe ve gelişim süreci İnternetin bulunuşu
İnternetin icadından çok önce, birçok bilim insanı dünya
çapında bilgi ağlarının varlığını tahmin etmişti.
Nicola Tesla, 1900'lerin başında “kablosuz bir
dünya” fikrini benimsemişti.
Paul Otlet ve Vannevar Bush gibi
düşünürler, 1940'lara gelindiğinde
medyanın aranabilir depolama sistemlerini tasarladılar.
Yıl 1950'yi gösterdiğinde internetin resmi tarihi
başlamış oldu.
Ağların ilk tasarımları hükümetlerin araştırmaları ve
araştırılan bilgilerin paylaşımları için kullanıldı.
İnternetin ilk uygulanabilir prototipi 1959'da ARPANET’in
ya da İleri Araştırma Proje Ajansı’nın oluşturulmasıyla meydana geldi.
ARPANET bir bilgisayardan diğerine 29 Ekim 1969’da ilk
mesajını iletti.
Profesör Tim Berners-Lee'nin 1989
yılında “WWW” olarak bilinen bilgi
paylaşım sistemini kurması ve HTML ile internet tarayıcılarının ortaya çıkması
internetin sosyalleşmesini ve daha geniş kesimler tarafından kullanılmasını
sağladı.
1970’lere gelindiğinde internetin sivil kullanım
alanları yavaş yavaş fark edilmeye başlandı.
Öncelikle üniversiteler ve araştırma kurumları
internetin önemini kavradı ve adeta devrim yaratacak bu teknolojiyi farklı
şehirlerdeki bilim adamları ve araştırmacılar arasında bilgi alışverişini
sağlamak için kullandı.
Sonrasında ise
farklı ülkelerdeki bilgisayar ağları da birbirlerine bağlanarak, internetin
küresel bir kapsama alanına ulaşması sağlandı.
Analog
dijital dönüşümü
Analogtan dijitale geçiş süreci bilginin fiziki bir
ortamda tutulması yerine ikili sayı sistemi kullanılarak işlenmesiyle ortaya
çıkmıştır
Analog sistemlerde depolanabilen sınırlı bilgi
miktarının sağlık, medya ve finans gibi sektörlerdeki bilginin artış hızına
karşılık verememesi bir ihtiyaç doğurmuş, böylelikle dijitale geçiş süreci
hızlanmıştır.
Bilginin
dijitalleştirilmesi
Dijitasyon,
bilginin bitler halinde saklanarak dijital bir forma dönüşmesine verilen
isimdir.
Bu süreçle
birlikte objelerin gösterimi ayrık örnekler olarak tanımlanan sayı dizileriyle
yapılır.
Analog
kaynakların taranmasıyla başlayan dijitasyon sürecine örnek olarak bir nesnenin
yüzeyinin üç boyutlu tarama yapılarak modellenmesi ses kaydının alınması ve
kaydedilmesi örnek verilebilir.
Toplumların
dijital dönüşümü
Dijitalleşme, mevcut
iş modellerini, tüketim kalıplarını, sosyo-ekonomik yapıları, yasal ve politik
önlemleri, örgütsel kalıpları, kültürel engelleri dönüştürme ve değiştirme
fırsatlarıyla sonuçlanan süreci mümkün kıldı.
Dijitalleşmenin
teknik altyapı boyutunda ve iş süreçleri boyutunda dönüşümü toplumda hali
hazırda var olan dönüşümü ve devam eden yatay ve küresel değişim süreçlerini
hızlandırıyor.
Toplumun dijital dönüşümü, insanların günlük yaşamda
dijital teknolojilerin kullanımı da dahil olmak üzere toplumu yorumlama ve
anlama yollarıyla toplumun çalışma şeklini yeniden şekillendirdiği bir süreci
ifade ediyor.
Dijital dönüşüme katkı
sağlayan teknolojiler
Yapay zekâ, bir bilgisayarın veya bilgisayar
kontrolündeki bir robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde
yerine getirme kabiliyeti olarak tanımlanıyor.
Yapay zeka, ses ve görüntü tanıma, doğal dil işleme,
hedefli reklamcılık,
makineler için kestirimci bakım, sürücüsüz arabalar, bilgisayar oyunları, denetim sistemleri
ve drone navigasyonu dahil olmak üzere, geniş
bir uygulama yelpazesini besleyen genel amaçlı bir teknoloji.
Bu anlamda yapay zeka teknolojisi elektriğe çok
benziyor.
Yüz otuz yıl önce, Thomas Edison elektriği
ticarileştirdiğinde, elektrik şebekesinin bağlantısı ile nasıl imalat, aydınlatma, ulaşım ve ev aletlerinde yenilikçi uygulamalar
yapılabilir hale geldiyse, yapay zekanın farklı sektörlere adaptasyonu ile
çığır açıcı dönüşümler ve verimlilik artışları yaşanacak.
Kırılım çağında yeni sosyal davranışlar, toplumsal
dönüşümler ve yazılım sistemlerinin geniş yayılımı nedeniyle son yıllarda
üretilen veri miktarı hiç olmadığı kadar hızla artıyor.
Bu durum, büyük veri, bulut bilişim ve analitik gibi
yıkıcı teknolojilere dayanan inovasyon ve büyüme için çok önemli bir itici güç
haline geliyor.
Zira, üstel şekilde artan veri hacmi
anlamlandırılamazsa ve faydalı bilgi ve aksiyonlara dönüştürülemezse bir veri
çöplüğüne yol açacak.
Bu nedenle büyük veri analitiği ve yapay zekâ
çözümleri yalnızca yazılım yoğun endüstrileri değil, aynı zamanda sağlık, kamu,
tarım, enerji ve eğitim gibi sektörleri de derinden etkiliyor.
Araştırma Merkezi (EDAM)’nin yayınladığı ‘’Why Turkey
Needs an Artificial Intelligence Strategy’’ isimli raporda uluslararası bir
bakış açısına göre günümüzdeki en kritik riskin yapay zekanın Amerika ve Çin gibi
ülkeler tarafından ve birkaç şirket üzerinden merkezileştiren ve tekelleştiren
karakteristiği olduğu vurgulanıyor.
Yapay zekayı ulusal eylem planlarının merkezine
koyamayan, bu bilgi birikimini kendi içinde üretemeyen, endüstrisine
uygulayamayan, ihraç edemeyen Türkiye gibi
orta büyüklükteki gelişmekte olan piyasalar son zamanlarda kazanılan ekonomik
gücü ve uluslararası duruşunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu öne
çıkarılıyor.
Toplumlarda
yapay zeka teknolojilerini içeren dijital becerisi yüksek bireyler yetiştirmek,
üretim, enerji, eğitim ve sağlık hizmetlerini
iyileştirmek, potansiyellerin yeni işlere, yeteneklere ve çözümlere
dönüştürülmesini sağlamak adına akademi, özel sektör, vakıflar ve kamu birlikte
çalışmalı.
Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm
Ofisi’nin hazırlamakta olduğu ‘Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi’, yapay zekâ
teknolojileri alanında yol haritasını ortaya koymakta, kritik teknoloji
alanlarına yönelik atılması gereken adımlar ile yapay zekâ alanında nitelikli
insan kaynağı yetiştirilmesi ve toplumsal dönüşüm için yapılması gereken
öncelikli çalışmaları içeriyor.
Blokzinciri
Blokzincir, katılımcılar arasında gerçekleşen ve
paylaşımı yapılan tüm işlemlerin veya dijital olayların merkezi olmayan bir
veri tabanı.
Bu veritabanındaki her işlem, sistemdeki
katılımcıların çoğunluğu tarafından onaylanarak gerçekleşir ve bu doğrulamayla
birlikte veritabanına eklenen bilgiler asla silinemez.
Blokzincir,
sistem içinde gerçekleşen her bir işlemin kesin ve doğrulanabilir bir kaydını
içerir.
Blokzincir teknolojisi, sahip olduğu özellikler
dolayısıyla birçok uygulama alanına sahip.
Merkezi olmayan ve eşler arasında çalışan
dijital kripto para birimi Bitcoin,
blokzincir teknolojisini kullanan en popüler örnektir.
Bitcoin ve diğer kripto para birimleriyle
birlikte finans alanında kullanılan blokzincir teknolojisi; veri yönetimi,
seçim sistemleri, dijital sağlık, fikri ve maddi mülkiyet hakları, siber
güvenlik, sosyal sorumluluk, enerji ticareti, kimlik sistemleri, tedarik
zincirleri ve uydu iletişimi alanlarında da kullanılıyor.
Nesnelerin İnterneti, dünya üzerinde bulunan tüm
cihazların birbirleriyle ve insanlarla iletişim halinde olmaları durumunu
anlatan bir kavram.
Ortaya çıkışı 1991 yılında Cambridge Üniversitesi
akademisyenleri tarafından bir kahve makinesi görüntülerinin kameralarla
internet üzerinde paylaşılmasıyla gerçekleşti.
Kavramsal olarak kullanımı ise 1999 yılında
Kevin Ashton tarafından bir şirket sunumunda kullanılmasıyla gerçekleşti.
Sonrasında ise dünya üzerinde kullanımı ve kapsamı
giderek artış gösterdi ve 2020 yılında 20 milyarın üzerinde cihazın
birbirlerine internet aracılığıyla bağlı olmaları bekleniyor.
Nesnelerin İnterneti’nin kullanım alanları arasında
e-sağlık uygulamaları, akıllı ev teknolojileri (uzaktan elektriği, gazı ve
cihazları açıp kapatma vb.), otobüs ve metro duraklarında aracın
kaç dakikada durakta olacağını gösteren cihaz ve uygulamaları ve telefonların
kablosuz kulaklık ve bilgisayarlarla kurdukları bağlantılar gösterilebilir.
Sanal gerçeklik ya da Artırılmış Gerçeklik (AR),
gerçek ve sanal dünyaların (bilgisayar tarafından üretilen) kombinasyonunu
ifade eder ve gerçek dünyadaki çevrenin ve içindekilerin, bilgisayar
tarafından üretilen; ses, görüntü, grafik ve GPS verileriyle zenginleştirilerek
meydana getirilen canlı veya dolaylı fiziksel görünümü olarak ifade edilir.
Sanal Gerçeklik (SA), teknoloji kullanılarak
oluşturulan kurgular ile gerçek ve hayalin birleştirilmesidir.
Sanal öğrenme ortamları, gelişen
teknolojinin eğitim-öğretim ortamlarına dahil edilmesiyle birlikte öğrencilerin
öğrenme deneyimlerini zenginleştirmek için tasarlanmış platformlardır.
Sanal Gerçeklik ortamı, kapalı bir sistem
oluşturmasından ötürü, sistemin kendi içerisinde tutarlı, kontrol edilebilir
bir bütün oluşturmasını; fizik dünyada gerçekleşmesi imkansız sistemler
kurulabildiği için de, var olan sınırların ötesinde bir kavrayış ve denetimi
mümkün kılar.
Sanal gerçeklik ve artırılmış gerçekliği birbirinden ayırt
etmek mümkündür.
Sanal
gerçeklik, gerçek dünyayı kapatan eksiksiz ve sürükleyici bir deneyimken,
artırılmış gerçeklik, bilgisayar tarafından oluşturulan (CGI) bir videoyu
kamera ile çekilen bir videonun üzerine yerleştirir ve CGI nesnelerinin gerçek
dünyada sabit bir konuma sahip gibi göründüğü izlenimini verir.
Sanal gerçeklik sistemleri; bilgisayarın bileşenleri
olan donanım ve yazılımlar yardımıyla zamanı, etkileşimi ve uzaysal mekânı
kullanmayı mümkün kılar.
Bu sistemler
ile kullanıcılar dilediği zaman diliminde, dilediği ortamda yer alabilir.
Artırılmış gerçeklik örneğinden biri olan; "Aurasma" bir görüntü tanıma
teknolojisidir.
İşletmeler ve bireyler Aurasma'yı hem kendi artırılmış
gerçeklik deneyimlerini oluşturmak ve paylaşmak, hem de çevrelerindeki gizli
dijital içeriği keşfetmek için kullanır.
Öğretmenler, bu platformu kullanan en etkin grup
arasında yer alıyor.
Artırılmış gerçeklik ile ilgili uygulamalar henüz çok
yeni olsa da, dünyada bilişim sektörünü domine eden Microsoft ve Google gibi firmalar bu yeni
teknolojiye büyük yatırımlar yapmaktadırlar.
Google, 2012 yılında tanıttığı ve büyük ilgi
çeken Glass projesini şimdilik rafa kaldırsa da, Mattel firmasıyla
birlikte View-Master gözlüğünün tanıtımını
yaptı.
Microsoft ise
Windows 10 ve HoloLens ile 2016 yılından itibaren kullanıcılarına interaktif
hologramlar sunmayı planlıyor.
Marshall, L'Oréal Paris, Ray Ban, Adidas, BMW, Volkswagen, Ford, Durex ve IKEA'nın da arasında
bulunduğu çok sayıda uluslararası marka, artırılmış gerçeklik uygulamaları ile
ürünlerinin tanıtımını interaktif ve eğlenceli hale getirmeye çalışıyorlar.
Üç boyutlu baskı (3D baskı), 3 boyutlu olarak tasarlanmış
sanal bir nesnenin polimer, kompozit ve reçine gibi malzemelerden ısıl veya
kimyasal işlemden geçirilerek üretilme işlemidir.
Bu işlemi gerçekleştiren cihazlara üç boyutlu yazıcı
adı verilir; baskılar birçok türde hammaddenin kullanılması ile yapılabilir.
İlk üç boyutlu yazıcı 1984 yılında Chuck Hull of 3D
Systems firması tarafından üretilmiş, buna rağmen 2010 yılından sonra adı daha
fazla duyulmaya başlamış ve günümüzde çok daha yaygın bir şekilde kullanılır
hale gelmiştir.
Üç boyutlu tasarımlar bilgisayar ortamında CAD
(Bilgisayar Destekli Tasarım) programları ile tasarlanmaktadır.
Objeler, üç boyutlu tarayıcılar ile taranıp sanal
ortama üç boyutlu tasarım olarak geçirilebilir.
Üç boyutlu baskılar endüstriyel kullanım, tüketici
kullanımı ve uzay araştırmaları alanlarında tercih edilmektedir.
Sosyal etki - Fırsatlar
Dijital dönüşüm ile birlikte hizmet sektörü,
üretim&imalat sektörü gibi pek çok alanda yeni iş fırsatları, istihdam
olanakları oluşurken kamu ve özel sektör için ihtiyaç duyulan bilgiye erişim de
kolaylaştı.
Toplumda fırsat eşitliği sunan dijital dönüşüm,
erişilebilirliği herkes için sağlama gücüne sahip.
Sosyal altyapının ve iletişimin güçlendirilmesi, yaşam
alanlarının geliştirilmesi sürdürülebilir topluluklar yaratmasına örnek
verilebilir.
Topluma katkı sunan bazı uygulamalar:
·
Hasta ile doktor
ilişkilerini güçlendiren e-sağlık uygulamaları,
·
Yaşlı veya engeli olan
kişiler için istedikleri hizmete ulaştıran e-hizmet uygulamaları,
·
Alışveriş gibi ihtiyaçları
herkes için hızlandıran ve kolaylaştıran e-ticaret siteleri,
·
Eğitim ve gelişim için
okulların, kurumların herkes için sundukları online kurslar, eğitimler,
konferanslar
·
Dijital sözlükler,
elektronik ansiklopediler, e-kitaplar, arşivler, sosyal ağlar ve web siteleri
bilgiye erişimi kolaylaştırması,
·
Dünyanın her yerinde aynı
anda kolektif olarak harekete geçilmesinin mümkün olması.
Riskler
Dijital dönüşümün toplumsal etkisi hakkında karar
alıcılar, ekonomistler ve sanayi liderleri arasında süregelen tartışmalar söz
konusu.
Bilginin artması beraberinde “güvenilirlik” riskini
getiriyor, teyit edilmemiş bilgiler dijital ortamda çok hızlı yayılıp kaotik
süreçlere sebep olabiliyor.
Dijital dönüşüm
ile birlikte birey ve toplulukların karşı karşıya oldukları bazı riskler
şunlar:
·
İnternet bağımlılığı
·
Verilerin korunamaması
·
Siber suçların artışı
·
Sanal gerçeklik ile
toplumdan soyutlanma
·
Sosyal becerilerin azalması
·
Mental sağlığın olumsuz
yönden etkilenmesi
·
Sektörler - Medya
Medya operatörleri, artan uzaktan bilgiye erişim
ihtiyacını karşılamak için otomasyona dayalı destek sistemleri ve ortak
çalışmalar için üretilen bulut sistemlerine ihtiyaç duyuyorlar.
Bu sistemler, hem kullanıcıların üretkenliklerinin
artırılması hem de operatörler için güvenlik imkanlarının sağlanmasını
sağlıyorlar.
Medyada dijitalleşmenin alt başlığı olarak
optimizasyon çalışmaları dikkat çekiyor.
Kullanıcıların aradıkları içeriğe daha kolay
ulaşmaları, medya üreticilerinin de ürünlerini daha iyi pazarlamaları arama
motoru optimizasyonu sistemleri(SEO) sayesinde gerçekleşiyor.
Bu sistemler gün geçtikçe daha kapsamlı hale
getiriliyor.
“Bilgi ve veri yalnız katlanmakla kalmıyor.
Tekten çoka
giden bilgi akışının yanında çoktan çoka bilginin getirdiği temel değişiklik
yalnız bilginin çoğalması değil, aynı zamanda bilgi akışının da
demokratikleşmesi anlamına geliyor.”
Eğitim
Dijitalleşme ile birlikte örgün eğitim, sanal
ortamlara taşındı.
Eğitime bakış açısı dijitalleşme ile genişleyerek
“yaşam boyu öğrenim”e taşındı.
Öğrenci profillerinde de farklı yaş gruplarından çokça
ihtiyaçlara yönelik hizmet beklentisi arttı.
Akademik anlamda öğrenciler ile öğretmenler
arasında yeni eğitim alanı yaratıldı, kurumsal alandaki profesyoneller için de
eğitimin zaman ve mekan bağımlılığı ortadan kaldırıldı.
Eğitimin dijitalleşmesi ile Kitlesel açık çevrimiçi
dersler, görüntü, ses ve doğal dil işleme, algoritmik kişisel çözümler, akıllı
tahta gibi donanımlar artış gösterdi.
Sağlık
Sağlık sektöründeki dijitalleşme süreci, hastaların ve
doktorların operasyonlar konusunda geri dönüşümlerinin alınmasıyla hasta-doktor
ilişkilerinin geliştirilmesini sağlıyor.
Cerrahi operasyonların yanı sıra, hastalara ilk
müdahaleyi yapan hastane görevlilerinin yerine ateş ölçüm işlemlerini yapabilen
ve hastane kayıtlarının tutulmasına yardımcı olan robotların sayısı artırılıyor
ve sağlık personellerinin güvenliği sağlanmış oluyor.
Lojistik
Dijitalleşmenin de etkisiyle lojistik ve tedarik
zincirinde fiziksel olan ağlar, dijital kanallara doğru yöneldi.
Özellikle ticaretin sınır tanımayan gelişimi ile
birlikte tüketici ve üreticiler bir ürün veya hizmet satın aldıklarında
karşılıklı alışveriş esnasında yüksek seviyede nicel ve nitel bilgiye sahip
olmak istiyorlar.
Önümüzdeki dönem tedarik zincirindeki dijitalleşme
trendleri ise otomasyon, dijital tedarik zinciri ikizi, veri analitiği, tedarik
zinciri yönetişimi ve siber güvenlik, nesnelerin interneti ile anlık takip, 5G,
yapay zeka çözümleri ve artırılmış deneyim olarak öngörülüyor.
Perakende
Perakende sektöründe dijital kanalların artması ile
e-ticaret kavramı oluştu.
Pazara giriş engelleri azaldı, küçük işletmecilerin
ticarete katılımı ve ürün çeşitlilikleri ise artış gösterdi.
İnternet üzerinden satışların yaygınlaşması
müşterilerin günlük hayatlarında zaman ve efor tasarrufu sağladı.
Değişikliklere ayak uydurabilen ve dijitalleşmeye
yatırım yapan üreticilerin ise maliyetlerinde düşme gerçekleşti.
Değişikliklere
ayak uydurabilen ve dijitalleşmeye yatırım yapan perakende sektörü oyuncuları
ise, yeni müşterilerilere hızlıca ulaşabildikleri gibi, fiziksel kanallarda
bulunan maliyet kalemlerini sanal ortama taşıyarak operasyonel faaliyetlerden
doğan maliyetlerde verimlilik sağladılar.
İlgili kavramlar
Kırılım
çağı
Kırılım Çağı, yeni değerler, davranış biçimleri ve
fırsatlar yaratarak kırılıma sebep olan gelişmelerin ve inovasyonların içinde
yaşadığımız dönemi ifade eden bir kavramdır.
“Kırılım”
kavramı burada geçen anlamıyla ilk olarak Clayton M. Christensen'in
1995'te ortaya attığı "kırılım yaratan inovasyonlar"”
terimiyle ortaya çıkmış ve 21. yüzyılın en ilham veren iş fikri olarak
adlandırılmıştır.
Daha sonra Milan Zeleny'nin 2009 yılında
kullandığı "kırılım yaratan teknolojiler" ifadesiyle daha
yaygın bir kullanım alanı bulan "kırılım" kavramı, gelişen
teknolojilerin yarattığı sosyal etkinin üssel bir şekilde artmasıyla birlikte
yaşadığımız çağı tanımlayan bir kavram haline geldi.
Türkiye Bilişim Vakfı Yönetim Kurulu
Başkanı Faruk Eczacıbaşı tarafından
Türkçeleştirilen "kırılım çağı" kavramı, esneklik, yakınsama
ve ağlardan oluşan bir yapıya sahiptir.
Moore kanunu gibi
teknolojinin doğrusal bir hızla geliştiğini savunan fikirlerin artık
geçerliliğini yitirmesi, kırılım çağında yeni iş modelleri geliştirmeyip
geleneksel bir şekilde ilerleyen Kodak gibi şirketlerin
iflasını istemesi, kırılım çağının esneklik özelliğine bir örnektir.
Müzikten sağlığa, finanstan hukuka birçok alanda
yaşanan değişim ve gelişim kırılım çağının yakınsama özelliğine girmektedir.
Küreselleşmenin artması ve sosyal medya
platformlarının yaygın kullanımıyla “tekten çoka” ve “çoktan çoka” artan
etkileşim sayısı, ağ yapılarının geliştirmiş ve
kırılım çağının etkilerini artırmıştır.
1965 yılında Electronics Magazine dergisinde
yayımlanan bir makalede Intel şirketinin
kurucularından biri olan Gordon Moore tarafından
ortaya atılmış bir hesaplama terimidir.
Moore, mikroişlemciler üzerindeki transistör
sayılarının her sene iki katına çıkacağı görüşünü ortaya atmış, Kaliforniya
Teknoloji Üniversitesi profesörü Carver Mead bu görüşü Moore Yasası olarak
adlandırmıştır.
Stanford Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri eski bölüm
başkanı ve Nvidia baş bilimcisi Bill Dally her ne kadar Moore Yasası’nın
öldüğünü iddia etse de, Intel 2015 yılında
mikroişlemcileri için yaptığı 5 yıllık plana göre bu yasanın 2020’ye kadar
geçerliliğini koruyacağını aktardı.
Ağ etkisi
Ağ etkisi, ürün ve hizmetlerde ekstra bir kullanıcının
bu alandaki diğer kişilere sunduğu katkı anlamına gelmektedir.
Örneğin basit bir telefon konuşmasını ele alalım.
Konuşmaya daha fazla kişi katıldıkça kullanıcıların
birbirine sunduğu değer artmaktadır.
Ağ etkileri
günümüzde biyoloji, insan zekâsı, siber güvenlik, sanat, tedarik zinciri ve
daha birçok alanda gelişmenin ve sürdürülebilirliğin merkezinde yer almaktadır.
İnternetin bulunuşuyla ağ sayılarında yaşanan artış,
özellikle sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla üssel bir yükselişe
geçti.
Bu yükseliş, üretkenliğin bireysellikten çıkıp ağların
niteliğine bağlı bir hale gelmesine yol açtı.
Ağ sayılarının artışı içeriği, içerikteki artış da
etki değerini yükseltti.
Üssel gelişen teknolojilerin topladığı büyük veri
havuzu, insanlar arası etkileşimin daha iyi analiz edilmesini sağlayarak ağ
etkisini günden güne daha verimli kılıyor.